Son Mesajlar
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : Eylül 06, 2010, 19:29:06 
Başlatan Sancar Özer - Son mesaj Gönderen: Sancar Özer
Aslında tarihi gelişim şu şekilde özetlenebilir; Ordos bronzları gibi örneklerde de görülen en erken Hun öncesi, Saka ve erken Hun dönemi bronz kılıçlar çağın diğper kültürlerindeki gibi iki ağızlı düz yaprak formunda silahlar. Lakin bu dönemde bile Ordos bronzları arasında eğri ve içbükey ağızlı bıçaklara rastlıyoruz ki bu yatağanın kökenleri tartışması açısından mühim. Çelik kullanılmaya başlamasından itibaren önce düz iki ağızlı, tek elle kullanılan uzun kılıçlar yapılıyor. Yüksek ve Geç Hun dönemleri boyunca bu silahların süvari ihtiyaçlarını karşılamak için yaaş yavaş evrildiğine şahit oluyoruz. Önce kabza süvariye daha geniş bir kesiş açısı sağlamak için kıvrımlı bir form alıyor, daha sonra kullanılmayan ters ağız yavaş yavaş köreliyor ve sadece üçte birlik uç kısmı keskin bırakılmaya başanıyor ki bu da yelmanın ortaya çıkmasına neden oluyor. Daha sonra tek ağızlı düz namlulu ve kıvrık kabzalı kılıçlar yerleşiyor. Erken Avar döneminden itibaren artık hafif kavisli, yelmanlı, tek ağızlı ve kıvrık kabzalı kılıç ortaya çıkmaya başlıyor. Tüm dünyadaki eğri kılıçların atası olan bu silah önce bir müddet diğer tip düz kılıçlarla beraber kullanılıyor. Bu örneklere Avrupa Hunlarında da rastlamak mümkün. ancak Göktürk döneminden itibaren Türk kılıcı denen eğri kılıç tipinin olgunlaştığına şahit oluyoruz. Bu dönemde kullanılan çelik de mükemmelleşiyor ve Batı Orta Asya'da bulunan Göktürk çelik üretim merkezi olan Polat şehrinde bugün şam çeliği veya pota çeliği olarak bilinen çelik icat ediliyor.

artık malzeme ve form olarak olgunlaşan Türk kılıcı bundan sonraki dönemde yavaş yavaş dünyaya ihraç edilmeye başlanıyor. Özellikle Selçukluların Ön Asya'ya göçleri ile başlayan süreç bu silahı geniş bir coğrafyaya yayıyor. Minyatürlerden teşhiş ettiğimiz Selçuklu dönemi kılıçları hafif kavisli ve oldukça uzun. Fatih'in meşhur kılıcını hatırlatır bir formda.

Çin'de 8-10.yüzyıl arası eğri Türk kılıcı formu girse de asıl popülerleşmesi 16.yüzyılda Çin'e hakim olan Moğol kabilesi Mançuların orduda ana silah haline getirmesiyle oluyor. Zamanla bu silah Dao adıyla bilinen halini alıyor.Diğer yandan Delhi Sultanlığı ve Babürlü fetihleri ile Hindistan'a giren bu form Tulvar olarak bilinen silah halinde geliyor. Osmanlı sonrası dönem ve Avrupa'ya yayılışı ise zaten hepimizcew malum olduğu için yazmıyorum.

 2 
 : Eylül 06, 2010, 12:34:37 
Başlatan Bekir Çankırı - Son mesaj Gönderen: Berke Boyacı
makaleler bölümüne  taşınmasına itirazım olmaz  tabii  Kayahan bey .  son çizgiyi çizip  bitirdiğimde  gördüğü
 ilgiye  göre siz  karar verin. ilk  üç  cesur yürek  için  teşvik  ödülleri sözünü  ben verdim  karınca  kararınca Smiley  belki  devamında  ilk  başlayacak dostlarımız  için  küçük  bir alet   , pim ,ve  kabza  seti  ile katkıda bulunabiliriz . İlk  cesur yürek  beni  hem sevindirdi  hem de heyecanlandırdı  çünki  sevgili Berkenin  mesleği  bildiğim kadarıyla  kuaför . ve  yaşı da  çok  genç   yani hiç  metal işleme  tecrübesi olduğunu  sanmıyorum  buna rağmen  cesaretle   BEN  YAPARIM dedi  ve  ilk ödülü aldı  .  bu  tam da yapmayı  amaçladığım  şeydi  hiç  bilmeyenler  başlasın   çelik  gibi  bir  metalin  işlenmesinde  ilk  deneyimleri  yaşasınlar  , hiç te  zor olmadığını  görsün  ve  yaptıkları  ilk  bıçakla  kendi  gizli yeteneklerini  keşfetsinler  .Bakalım  ikinci  üçüncü  ve daha sonraki   ilk bıçağını  yapacak dostlarımız  nerelerden  merhaba diyecekler Smiley Smiley
Ben zaten bayağıdır BEN YAPARIM diyordum ama nasıl yaparımda diyordum. Konuyu bitirdiğinizde artık BEN KILIÇTA YAPARIM derim heralde Smiley

 3 
 : Eylül 06, 2010, 12:01:05 
Başlatan Veysel Aytin - Son mesaj Gönderen: Bekir Çankırı
Tarihsel sürecteki  derin bilgiye  olan  ihtiyacımızdan geçtim  Cengiz beyciğim . Namludaki olağanüstü ahenkli dalgalanmayı  kabzadaki  tamamen kendine  has formu  , bezemeleri  , kakmaları   bakarak  kopyalamayı da mı   becerecek  erbab - ı    zenaat  kalmadı . Kından  filan da geçtim  şimdilik . yalnızca üretimi devam ettiren  ustalarımızın deneme - yanılmayla  elde ettikleri  belki ticari kaygılarla da  doldur boşalt  devam ettirdikleri  üretim  bilgisiyle  olabilecek  sanıyorsak  yatağanın  hakkını   yatağana vermeyi     .. ÖRT Kİ   ÖLEM .

 4 
 : Eylül 06, 2010, 11:14:22 
Başlatan Bekir Çankırı - Son mesaj Gönderen: Bekir Çankırı
makaleler bölümüne  taşınmasına itirazım olmaz  tabii  Kayahan bey .  son çizgiyi çizip  bitirdiğimde  gördüğü
 ilgiye  göre siz  karar verin. ilk  üç  cesur yürek  için  teşvik  ödülleri sözünü  ben verdim  karınca  kararınca Smiley  belki  devamında  ilk  başlayacak dostlarımız  için  küçük  bir alet   , pim ,ve  kabza  seti  ile katkıda bulunabiliriz . İlk  cesur yürek  beni  hem sevindirdi  hem de heyecanlandırdı  çünki  sevgili Berkenin  mesleği  bildiğim kadarıyla  kuaför . ve  yaşı da  çok  genç   yani hiç  metal işleme  tecrübesi olduğunu  sanmıyorum  buna rağmen  cesaretle   BEN  YAPARIM dedi  ve  ilk ödülü aldı  .  bu  tam da yapmayı  amaçladığım  şeydi  hiç  bilmeyenler  başlasın   çelik  gibi  bir  metalin  işlenmesinde  ilk  deneyimleri  yaşasınlar  , hiç te  zor olmadığını  görsün  ve  yaptıkları  ilk  bıçakla  kendi  gizli yeteneklerini  keşfetsinler  .Bakalım  ikinci  üçüncü  ve daha sonraki   ilk bıçağını  yapacak dostlarımız  nerelerden  merhaba diyecekler Smiley Smiley

 5 
 : Eylül 06, 2010, 10:51:26 
Başlatan Veysel Aytin - Son mesaj Gönderen: Cengiz Çetin
Aslında yatağanın tarihsel süreci hakkında hiçbirimizin yeterli bilgisi yok.Bu konuda en değerli bilgiler halen bu mesleği devam ettirenlerde saklı.Kesici silahların savaş yada gündelik hayatta aksesuar olarak  kullanımdan kalkması gelişim süreçlerinide olumsuz yönde etkiledi.Yatağandaki ustaların hangi testlerden geçirilmesini bilmiyor olmaları doğal.Çünkü kılıcı kullanıp,savaşıp, eksiklik veya avantajları konusunda bilgi verecek kimse yok.Ama sadece şunu söyleyebilirim.Dösim lerde satılan yatağanların kabza işçiliklerinin kalitesi eski yatağan kabza işçilik kalitesine göre daha düşük.Bununda kendince haklı tarafları olduğunu biliyorum.Sadece aksesuar olarak kullanılması daha kulay kabza işçiliğine yönlendiriyor.Birde Dösimlerde bulunan yatağanlar pırıl pırıl.Kendi adıma parlayan demire ilgim olmadığından hiç cazip gelmiyor.Paslı demir daha fazla(Kara demirde derlerdi eskiler) ilgi çeker gibime geliyor.

 6 
 : Eylül 06, 2010, 10:34:51 
Başlatan Bekir Çankırı - Son mesaj Gönderen: Kayahan Horoz
 Bravo!  Bravo!  Bravo!

Çizgilerle anlatabilmek çok özel bir yetenek ve kesinlikle çok etkili bir yöntem.  Devamını dört gözle beklediğim bu seriyi bitirdiğinizde makaleler bölümümüze eklemeyi öneriyorum.

Teşvik ödülleri de bir o kadar ince düşünülmüş, tebrik ederim.  Herkesin birşeyler yapmaya başlamasını teşvik etmek bence de çok önemli.  Bu anlamda, araç-gereç ve malzeme teşvikleri dağıtmayı düzenli bir hale getirmeliyiz belki de, ne dersiniz?



 7 
 : Eylül 06, 2010, 10:18:16 
Başlatan Bahadır Soydan - Son mesaj Gönderen: Kayahan Horoz
Kemankeş dostlarımızdan Adnan Bey'in temrenler üzerine bir ortak çalışma-araştırma önerisi olmuştu, sanırım Gökmen Bey'in de ilgisini çekecektir bu konu.  Hazır Bekir Bey de ocağın başına geçmeye talip olmuşken, bence konuyu gündeme getirmenin tam zamanı şimdi...    Grin

 8 
 : Eylül 06, 2010, 10:09:07 
Başlatan Bekir Çankırı - Son mesaj Gönderen: Kayahan Horoz
Bana ne yeterince güçlü ne de uzun ömürlü olabilir gibi geldi.  Sizce dingildeki aktarma dişlileri bir şahmerdanın çalışırken üreteceği darbelerin etkilerine uzun süre dayanabilir mi?   Undecided

 9 
 : Eylül 06, 2010, 09:19:30 
Başlatan Veysel Aytin - Son mesaj Gönderen: Bekir Çankırı
 Sayfalar dolusu  böyle  tartışmalar yapabildiğimiz  . hakkında bilimsel araştırmalar yapılan  ,  tezler hazırlanan  ,işlevi  , estetiği olağanüstü , kendine has  kıvrımları ,  T- kesiti  ve bütün diğer  "nev -i  şahsına  münhasır"  özellikleri  ile  dünyada da  " marka"  olmuş  malımız   : YATAĞAN .   bu  gülistanın   en  nadide  ve  en değerli   çiçeği olmayı  çoktaaan    haketmişken  ve  bizler  hakkında  bugünki  birikimimizle  bile  elle  tutulur  bilgi  sahibi  iken . Ne  kadar  yalnız  , itilmiş ,  unutulmuş veya   reddedilmiş  geldi  gözüme  . onu osmanlıdan tanıyıp  öğrenen  ulusların   hala  yaşatması hatta sahiplenmesi   , onun için hemen  hemen  hiçbirşey  yapmayan  bizler    için   sancılı ve   daimi  bir yürek   burkuntusu   olmamalı mı  sizce  . ?

 10 
 : Eylül 06, 2010, 09:09:21 
Başlatan Bekir Çankırı - Son mesaj Gönderen: Berke Boyacı
 Grin Grin Sırıtmayımda ne yapayım Smiley. Çok Çok teşekkürler... Artık ışıl ışıl bir bıçak yapmak boynumuzun borcudur...

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Her Hakkı Saklıdır © 2007-2010 cebehane.com
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Theme DarkVista modified for CebehaneForum